|
ALTINÖZÜ İLÇESİ |
|
|
Yüzölçümü |
: |
357 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
59.167 |
|
İlçe Merkezi |
: |
5.352 |
|
Belde ve Köy Nüfusu |
: |
53.815 |
|
|
Altınözü 1516
yılında Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmış ve Antakya
vilayetine bağlanmıştır. I. Dünya Savaşından sonra Fransızların
eline geçmiş ve 23 Temmuz 1939’da anavatana kavuşmuştur. 1945
yılında ilçe olmuştur.
Mülki hudutlar
içerisinde 4 belediye teşkilatı ile 41 köy bulunmaktadır.
Altınkaya, Yiğityolu, Hacıpaşa ve Altınözü merkez beldelerinde
belediye teşkilatı mevcuttur.
İlçe nüfusunun
büyük bir kısmı geçimini tarımsal faaliyetlerden temin etmekte,
küçük bir kısmı da el sanatları ile geçimini sağlamaktadır. İlçe
halkının belli başlı gelir kaynağı buğday, zeytin ve tütün
ürünlerine dayanmaktadır. Nüfusun yoğun oluşu nedeniyle tarım
alanları yetersiz olduğundan nüfusun büyük bölümü Çukurova ve
Amik Ovasına mevsimlik tarım işçisi olarak çalışmaya
gitmektedir.
|
|
|
|
MERKEZ İLÇE (ANTAKYA) |
| |
|
Yüzölçümü |
: |
689 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
345.320 |
|
İlçe Merkezi |
: |
144.910 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
200.410 |
|
 |
|
|
Hatay ve Antakya bölgesi, M.Ö. 333
yılında Büyük İskender ile Pers
İmparatoru III. Dareios’un ordularının
İssos kenti civarında yaptığı savaşla
Makedon hakimiyetine girmiş olup, Büyük
İskender’in ölümünden sonra
komutanlarından Seleucus I. Nikator
tarafından M.Ö. 300’lü yıllarda Antakya
kenti kurulmuştur.
M.Ö. 64 yılında Antakya Roma
İmparatorluğuna katılmış, M.S. I.
yüzyılın ilk yarısında ortaya çıkan
Hristiyanlık, Kudüs dışında ilk defa
Antakya’da yayılmıştır. Hz. İsa’ya
inananlara ilk defa Antakya’da
“Hıristiyan” adı verilmiştir. Antakya
M.S. I. yüzyılda Roma ve İskenderiye’den
sonra dünyanın üçüncü büyük kenti
olmuştur.
Antakya 638 yılında Ebu Ubeyde Bin
Cerrah tarafından fethedilmiş olup, uzun
süre Haçlı orduları ile Müslüman
ordularının mücadelesine ve sık sık el
değiştirmesine sahne olmuştur. Antakya
ve çevresi sonuçta 1516 yılında Yavuz
Sultan Selim’in Mısır seferi sırasında
Osmanlı hakimiyetine girmiş, I. Dünya
Savaşı’nı Osmanlı Devleti ile İtilaf
Devletleri arasında bitiren Mondros
Antlaşmasından sonra Kasım 1918’de
Fransızlar tarafından işgal edilmiştir.
Uzun mücadele ve uğraşlar sonucunda 2
Eylül 1938’de Hatay Devleti kurulmuş, 29
Haziran 1939’da Hatay Millet Meclisi son
toplantısını yaparak kendini feshetmiş
ve Türkiye Cumhuriyeti’ne katılma kararı
almıştır. 23 Temmuz 1939’da da son
Fransız askeri Antakya’yı terk ederek
Hatay’ ın (Antakya) kurtuluşu
gerçekleşmiştir.
Antakya ekonomisinde en belirgin özellik
ve etkinlik ticarettir. Gerek bir sınır
kenti olması, gerekse girişimci insanı
sayesinde Antakya bir ticaret merkezi
konumundadır. Antakya bu özelliğiyle
etrafındaki 21 adet belde ve 65 köyden
gelenler ile nüfusunu gündüzleri ikiye
katlamakta, çok canlı ve hareketli bir
yapıya kavuşmaktadır. Amik Ovasının
tarımsal ürün ve potansiyeli Antakya’da
değerlendirilmekte, tarım ve tarıma
dayalı sanayi ile tarımsal makine
imalatı önemli bir ekonomik faaliyet
olmaktadır. Ayrıca Antakya’da el
sanatları, dericilik, ayakkabıcılık ve
mobilya sanayisi de gelişmiş durumdadır.
Antakya ve Hatay ulaştırma sektöründe
Türkiye’de İstanbul’dan sonra en büyük
araç potansiyeline sahip olup, kara
yolcu ve yük taşımasında söz sahibi bir
ildir.
|
|
BELEN İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
197 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
28.382 |
|
İlçe Merkezi |
: |
18.646 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
9.736 |
|
|
 |
Belen'in Kanuni devrinde
kurulduğu, 1552 yılında Halep’le
İskenderun arasında yeni yol aranırken
şimdiki ilçenin bulunduğu yere Kanuni
tarafından cami, hamam ve han
yaptırıldığı ve buraya 250 derbentçi
(geçit korucusu) yerleştirildiği
bilinmektedir. 1770 yılında Adana Valisi
Abdurrahman Paşa Belen’e daha çok nüfus
yerleştirerek burasını bir kasaba haline
getirmiş ve buraya Beylan adını
vermiştir. 1885 yılında belediye
teşkilatı kurulmuş, 11 Eylül 1991
tarihinde fiilen ilçe olmuştur.
Belen ilçesi Doğu Akdeniz’de
Amanos dağlarının hem İskenderun
Körfezi’ne bakan yüzeylerinde, hem de
Amik ovasında toprakları olan bir
konumdadır. İlçe merkezi Amanoslar
üzerindeki çok önemli bir geçit olan ve
yüksekliği 660 metre olan Belen geçidi
üzerinde kurulmuştur. İlçenin en yüksek
rakımı Çobandede tepesidir. İlçemizin
doğusu Kırıkhan, batı ve kuzeyi
İskenderun, güneyi Antakya ve
güneybatısı Samandağ ilçeleri ile
çevrilidir. Bir merkez belediye ve 10
köyden oluşmuştur.
Körfeze doğru inildiğinde
narenciye ve az da olsa sıcak iklimlerde
yetişen pamuk ürünleri, Amanos dağları
üzerinde ise elma, kiraz, vişne, trabzon
hurması gibi soğuk iklimi seven bitkiler
yetiştirilmektedir. Kışları soğuk ve
yağışlıdır. Yazları ise serin olması
nedeniyle sayfiye yeri olarak
kullanılmaktadır.
İlçe merkezi komşu ilçe olan
İskenderun’a 15 km mesafede olması
nedeni ile sanayi kuruluşu yönünden
gelişememiştir. Araziler küçük, çok
parçalı aile işletmeciliği şeklindedir.
Bunun yanında köylerde pazarlamaya
yönelik meyvecilik ziraatı giderek
yaygınlaşmaktadır. |
|
|
|
ERZİN İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
298 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
33.988 |
|
İlçe Merkezi |
: |
25.879 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
8.109 |
|
 |
Erzin’in Fatih Sultan Mehmet ile Uzun
Hasan arasında 1473 yılında yapılan
Otlukbeli savaşından sonra doğudan gelen
Türk boyları tarafından kurulduğu;
adının da Orta Asya’da Tannu (Tanrı)
dağları civarında bulunan (Tannu ola)
Erzin şehrinin isminden geldiği
sanılmaktadır. 1906 yılında
Mutasarrıflık olmuş, ancak 1909 yılında
bucak haline dönüştürülmüştür. Birinci
dünya savaşından sonra Fransızlar ve
Ermenilerin işgaline uğramış, dört yıl
kadar bunların istilasında kalmış, 8
Ocak 1922 tarihinde istiklaline
kavuşmuştur. Bu tarih ilçenin kurtuluş
günü olarak kutlanmaktadır. 11.07.1939
tarihinde de Adana’dan ayrılarak Hatay
iline bağlanıştır. 1987 yılında
çıkarılan bir kanun ile ilçe statüsüne
kavuşmuştur.
İlçe Doğu Akdeniz’de İskenderun
körfezinin kuzeyinde olup, Amanos
dağlarının batı eteklerindeki düzlüğe
kurulmuştur. İlçe merkezi denizden 14 km
içeride olup, doğuda Hassa, batıda
Ceyhan, güneyde Dörtyol, kuzeyde
Osmaniye ili ile komşu bulunmaktadır.
İlçe merkezinde belediye teşkilatı ve
ilçemize bağlı 10 köy muhtarlığı vardır.
İlçe ekonomisinin temelini ziraat
oluşturmaktadır. Narenciye ziraat
içerisinde en önemli üretim dalıdır.
Bunu dışında sebze ve çeşitli türde
meyve üretimi ile hububat ekimi
yapılmaktadır. İlçede sanayi gelişmemiş
olup, genel olarak küçük zanaat
dallarında faaliyet gösterilmektedir.
Erzin ilçesi çevresinde 3500 yıl
öncesine kadar uzanan İsos harabeleri,
su kemerleri, Romalılar ve Perslere ait
mezarlar, kilise ve kale kalıntıları ile
geçmişi simgeleyen eserler
bulunmaktadır. |
|
|
|
HASSA İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
495 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
49.994 |
|
İlçe Merkezi |
: |
9.071 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
40.923 |
|
 |
Hassa ilçesi 1864-1865 yıllarında Amanos
dağlarında yaşamakta olan “ULAŞLI”
boyunun isyanı üzerine bölgeye
gönderilen Osmanlı Fırka-i İslahiye
birlikleri komutanı olan İbrahim Derviş
Paşa’nın isyanı bastırarak bölgede
konaklaması ile kurulmuştur. Ordu köyü
namı ile bir karye olarak teşkil olunan
Hassa’ya civar nahiyeler olan Hacılar,
Tiyek ve Akbez’ den birkaç yüz hane
getirilerek yerleştirilir ve Maraş
Mutasarrıflığına bağlanır. Birinci Dünya
Savaşı sırasında Fransızlarca işgal
edilen ilçe 20 Ekim 1921 Ankara
Antlaşması ile 5 Ocak 1922 tarihinde
Fransız birliklerince boşaltılır. Bu
karışık dönemde Türk çeteleri Hassa’ya
girerek, Kasım 1921’de hükümet binasına
Osmanlı Sancağı çekmişler, sınırı ve
kurtuluşu fiili hale getirmişlerdir.
Halk arasında bu tarih 15 Kasım olarak
bilinmekte ve bu tarih kurtuluş bayramı
olarak kutlanmaktadır. Hassa ilçesi
Hatay’ın Türkiye’ye katılışına kadar
Gaziantep ili İslahiye ilçesine bağlı
bir bucak iken, Hatay’ın ilhakı ile
(1939) ona bağlı ilçe konumuna
erişmiştir.
İlçede genel özellikleri itibariyle
Akdeniz iklimi hakimdir. İlçe merkezine
bağlı 5 belde ve 26 köyden oluşmaktadır.
İlçe ekonomisi genel olarak tarıma
dayanmaktadır. Köylerde genellikle mera
hayvancılığı yapılmaktadır. İlçede
istihdam imkanı sağlayan büyük ölçekli
sanayi tesisi yoktur.
Perslere ait mezarlar, kilise ve kale
kalıntıları ile geçmişi simgeleyen
eserler bulunmaktadır. |
|
 |
 |
| |
|
İSKENDERUN İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
759 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
287.384 |
|
İlçe Merkezi |
: |
159.149 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
128.235 |
|
 |
İskenderun Büyük İskender’e izafe
edilerek Milattan Önce 333 yılında
kendisi ya da daha sonra Antigore
tarafından Alexandirya ismi ile kuruldu.
9. yüzyıldan sonra “Küçük İskenderiye”
denildi. 16. yüzyılın ilk yarısında
Osmanlılara geçmiştir 1. Dünya savaşının
bitmesi üzerine 9 Kasım 1918’de önce
İngilizler tarafından işgal edilmiş,
ardından 12 Kasım 1918 tarihinde
Fransızlar tarafından denizden asker
çıkarmak suretiyle işgal edilmiştir. 23
Temmuz 1939’da Hatay Devletinin
Türkiye’ye katılmasıyla il olan Hatay
Vilayetine, ilçe merkezi olarak
bağlanmıştır.
İskenderun körfezinin doğusunda Amanos
dağları yükselmekte olup, İskenderun bu
dağların eteğinde kurulmuştur. Körfezin
güneyinde Arsuz ovası ve İskenderun
ovası ile noktalanmaktadır. İlçenin
kuzeyini Dörtyol, doğusunu Kırıkhan,
güneyini Belen ve Samandağ ilçeleriyle
batısını İskenderun körfezinin kıyıları
çevreler. İskenderun’da tamamen Akdeniz
iklimi hüküm sürer. Yazın sıcaklık 40 C0
derece civarında olmakta, kışın ise
yağışlı ve ılıman bir iklime sahip
durumdadır.
İskenderun' da 1970' li yıllarda
faaliyete geçen İskenderun Demir Çelik
Fabrikası ve Ortadoğu’ya açılan
İskenderun Limanı’nın canlanmasını
takiben hızlı bir sanayileşme ile
birlikte yoğun bir nüfus artışı
yaşanmaktadır. Kırsal kesimin tamamı
tarımla ilgilidir. Başlıca ürünler
buğday, narenciye, sebzecilik,
zeytincilik ve meyveciliktir. Küçükbaş
ve büyükbaş havyan bulunmakla beraber
hayvancılığın gelişmiş olduğu
söylenemez. İskenderun Demir Çelik
fabrikaları, süperfosfot, gübre, çimento
fabrikası, ekinciler haddahanesi, fil
filtre, noksel çelik boru sanayi gibi
büyük sanayi kuruluşlarının sayısı 35’in
üstündedir. İlçede 1 O.S.B’i ve 2 adet
K.S.S mevcuttur. Bunun yanında;
sayıları 100’e yakın bulunan küçük
ölçekli sanayi tesisleri vardır.
İlçenin 30 km uzağında bulunan Arsuz ve
Gülcihan bir deniz turizm merkezidir.
|
|
 |
 |
|
KIRIKHAN
İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
688 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
98.530 |
|
İlçe Merkezi |
: |
63.615 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
34.915 |
|
 |
Kırıkhan’
ın tarihi M.Ö. 3000 yıl öncesine kadar
uzanmaktadır. Kırıkhan bölgesinde; Akad,
Huri, Hitit, Asur ve Pers uygarlıklarına
rastlanılmaktadır. Özellikle Alaybeyli
Köyü ve civarında bu uygarlıklara ait
buluntular mevcuttur. Hellenistik
dönemin izlerini taşıyan Darbısak
(Darb-ı Sak) Kalesi ile ova boyunca bir
dizi halinde yer alan höyükler
Kırıkhan’ın bir güvenlik ve haber alma
merkezi olarak düşünüldüğünü ortaya
koymaktadır. Halen tescilli 34 höyük
mevcuttur. Osmanlı İmparatorluğu’nun son
dönemlerinde Belen kazasına bağlı bir
nahiye olan Kırıkhan, 1924 yılında ilçe
merkezi olmuştur.
Kırıkhan’ın doğusunda Suriye ve Kumlu,
batısında Belen, kuzeyinde Hassa,
güneyinde Antakya ve Kumlu
bulunmaktadır. İklimi tipik Akdeniz
özellikleri taşıyıp, kışları ılık ve
yağmurlu, yazları sıcak ve kurak
geçmektedir. İlçe, bir merkez, bir belde
belediyesi ve 56 köyden oluşmaktadır.
Halkın büyük bir kısmı çiftçilikle
uğraşmakta olup, seracılık bu alanda
önemli yer tutmaktadır. Bayezid-i
Bestami Türbesinin bulunduğu Helenistik
dönemden kalma kale kalıntısı ve su
kemerleriyle özellikle iç turizmin
ilgisini çeken bölgelerimizden
birisidir.
|
 |
 |
|
KUMLU İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
186 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
16.070 |
|
İlçe Merkezi |
: |
6.629 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
9.441 |
|
 |
İlçe 1945 yılında çıkartılan İskan
Kanunu ile eski Hamam Nahiyesi Akkuyu
köyüne bağlı bir birim şeklinde 86 hane
olarak bugünkü yerinde iskan edilmiştir.
1955 yılında Killik Muhtarlığı olan ve
daha sonra Kumlu ismini alan ilçemiz
1963 yılında bucak, 1968 yılında
belediye teşkilatına kavuşmuştur. Kumlu
İlçesi, 09/05/1990 tarihinde
T.B.M.M.’ce kabul edilen, 20 Mayıs 1990
tarih ve 20523 sayılı Resmi Gazetede
yayınlanan 3644 sayılı kanunla Reyhanlı
ilçesinden ayrılarak 9 Eylül 1991
tarihinde ilk Kaymakamın göreve
başlamasıyla fiilen Hatay ilinin bir
ilçesi olarak teşkilatlanmıştır. İl
merkezine 40 km mesafede Amik Ovasının
ortasında düzlük bir arazi üzerine
kurulmuş bulunan Kumlu, kuzeyinde
Kırıkhan ilçesi, batısında Antakya,
güneyinde Reyhanlı ilçesiyle çevrilmiş
olup, doğusunda 22 km’lik Suriye hududu
olan bir sınır ilçesidir. Denizden
yüksekliği ortalama 95 m. olan Kumlu
iklim olarak Akdeniz iklimi özelliğini
taşımaktadır.
İlçe merkezinde bir belediye
teşkilatının yanı sıra 13 köy
bulunmaktadır. İlçe halkının büyük
çoğunluğu geçimini ziraat yaparak
sağlamaktadır. Buğday ve endüstri
bitkilerinden pamuk ana ürün desenini
teşkil eder. Az miktarda yapılan sebze
üretimi ise giderek yaygınlaşmaktadır.
Geçim kaynağı tarıma dayalı olan ilçede
çiftçilik ve hayvancılıktan başka. 1’i
çukobirlik, 3 adet de özel sektöre ait
çırçır ve prese fabrikası bulunmakta
olup ekonomi ve çalışma hayatına etkili
olmaktadır.
|
| |
| |
| |
 |
 |
| |
|
REYHANLI İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
406 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
74.225 |
|
İlçe Merkezi |
: |
52.135 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
22.090 |
|
|
Reyhanlı daha önceki tarihlerde İrtah
adında küçük bir kasaba idi. 16.
yüzyıldan itibaren göçebe olarak gelen
Türkler bu kasabaya yerleşmişlerdir.
1855 yılında Rumeli’den Kafkas ve Kıbrıs
göçmenleri getirilerek kasabaya
yerleştirilmiştir. Daha sonra Reyhanlı
ismini alan kasaba 1918 yılında
Fransızlar tarafından ele geçirilmiş,
bucak statüsü ile yönetilmiştir. 8
Temmuz 1938 yılında Fransız işgalinden
kurtarılıp, Anavatana katıldığı yıl olan
1939 da ilçe olmuştur.
Reyhanlı ilçesi Akdeniz bölgesinde ve
Hatay’ın doğusunda yer alır. Akdeniz
iklimi hakimdir. Doğusunda ve güneyinde
Suriye, batısında Antakya merkez ilçesi
ve kuzeyinde Kumlu ilçesi bulunmaktadır.
İlçeye bağlı 31 köy ve bir merkez
belediyesi vardır.
İlçede genellikle tarıma dayalı ekonomi
hakimdir. Amik Gölü’ nün 1972 yılında
kurutulmasının tamamlanması ile pamuk ve
buğday tarım içindeki önemini
arttırmıştır. Ürün çeşidinde pamuk ve
hububat en büyük paya sahiptir; ilçede
ayrıca büyük baş hayvancılığı, süt
inekçiliği, koyun ve keçi besiciliği de
yapılmaktadır. İlçede sanayileşme tarım
ve tarıma dayalı sanayi kollarında
gelişmiştir. Çırçır ve prese fabrikaları
ile iplik ve un fabrikaları ilçenin
önemli sanayi tesisleridir.
|
| |
 |
 |
|
SAMANDAĞ İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
382 km² |
|
Toplam Nüfusu |
: |
106.754 |
|
İlçe Merkezi |
: |
34.641 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
72.113 |
|
 |
Türkiye’nin en eski yerleşim
merkezlerinden biri olan ilçe M.Ö. 305
yılında Seleucus Nicator tarafından Musa
dağı eteklerinde deniz kıyısına uzanan
alanda Antakya’nın bir liman kenti
olarak kurulmuştur. İlk adı Seleucia
Pieria’dır. M.S. I. yüzyılın ikinci
yarısında kent Roma İmparatorluğu
egemenliğine girmiştir. İki Roma
İmparatoru Vespasianus ile Titus yöreden
geçen derenin ve su akıntılarının liman
dışına akıtılması amacıyla bir kanal
yapmışlardır. Şu anda Titus Tüneli
Kapısuyu Köyü Çevlik tatil yöresinde
mevcudiyetini korumaktadır. İlçe daha
sonraları İslam egemenliğine girmiş,
sırasıyla Selçuklular, Fatımiler ile
Memlüklerin egemenliği altında
kalmıştır. XVI. yüzyıl başlarından
1918’e kadar Osmanlı yönetimi hüküm
sürmüştür. 1918-1939 yılları arasında
Fransız işgali altında kalan bölge,
1939’da Türkiye Cumhuriyeti yönetimine
katılmıştır. 1940-1948 yılları arasında
Suveydiye adıyla Antakya’ya bağlı bir
bucak iken 11 Haziran 1947 tarih ve 5070
sayılı kanunla SAMANDAĞ ismi ile ilçenin
kuruluşu kabul edilmiş, 1948’de Samandağ
ilçe statüsüne kavuşmuştur.
İlçede tipik bir Akdeniz iklimi
hakimdir. İlçe merkezi, 12 belde ve 31
köyden oluşmaktadır. İlçe ekonomisinin
temelini narenciye ve sera altı
sebzecilik oluşturmaktadır. Temel uğraş
olan narenciye ürünlerinden portakal,
mandalina, limon gibi çeşitler bol
miktarda üretilmektedir. İkinci sırada
diğer meyve çeşitleri olarak hurma,
erik, kayısı yer almaktadır. Sera altı
turfanda sebzeciliğinde domates, biber,
salatalık, fasulye, kabak ve patlıcan
ile az miktarda çilek ve karanfil
yetiştirilmektedir. İlçenin orman
köylerinde hayvancılık iyi bir
düzeydedir. Hemen hemen her evde sığır
yetiştiriciliği yapılmaktadır. Ekonomik
yönden gelişmesinde diğer önemli bir
unsur ilçe halkının % 15-20 oranında
yurt dışında özellikle Arap ülkelerinde
çalışmalarıdır. İlçe ekonomisinde rol
oynayan diğer bir husus ise
nakliyeciliktir. İlçede sanayi
gelişmemiştir. |
|
|
|
YAYLADAĞI İLÇESİ |
|
Yüzölçümü |
: |
366 km² |
|
Toplam Nüfus |
: |
27.654 |
|
İlçe Merkezi |
: |
7.717 |
|
Belde ve Köy
Nüfusu |
: |
19.937 |
|
 |
İlçenin tarihi milattan önceki
yüzyıllara kadar uzanmaktadır. Bölgenin
batısında bulunan Keldağ üzerindeki
kilisede (Barlaam Manastırı) yapılan
kazılarda üç medeniyete ait paralar
bulunmuştur. Bu paraların; İyonyalılara
, Romalılara ve Abbasilere ait olduğu
tespit edilmiştir. İlçenin VII. ve VIII.
Yüzyıllarda Abbasilerin elinde
bulunduğu, IX. yüzyılda Avar
Türklerinden Savcılar Aşiret Reisi Kasım
Bey’in eline geçtiği bilinmektedir.
Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi
dönüşünde ordusuyla birlikte burada
konakladığı bilinmektedir. Bu sebeple de
ilçenin isminin ORDU olarak
adlandırıldığı tahmin edilmektedir. I.
Dünya savaşının sonunda ilçe
Fransızların işgaline uğramış ve 18 yıl
Fransız yönetiminde idare edilmiştir.
Hatay’ın müstakil devlet olması üzerine
bir yıl Hatay devletinin bir ilçesi
olmuş ve Hatay’ın Anavatana ilhakı ile
1939 yılında Türkiye Cumhuriyeti
Devletine katılmıştır. İlçenin ismi,
Karadeniz bölgesindeki Ordu ili ile
karıştırılmaması için ilçenin doğusunda
bulunan Yayla Tepe adından esinlenerek
1939 tarihinde YAYLADAĞI olarak
değiştirilmiştir.
İlçemiz Türkiye’nin en güneyinde yer
almakta olup, doğusunda Suriye, Antakya
ve Altınözü ilçesi, batısında Akdeniz ve
Suriye, kuzeyinde Samandağ ilçesi ve
güneyinde de Suriye bulunmaktadır. Bitki
örtüsü genellikle fundalık, makilik ve
çam ormanı şeklindedir. Arazi durumu
bakımından ise dağlık, engebelik
kıraçtır. İlçemiz tipik bir Akdeniz
iklimi altında olup yazları sıcak ve
kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Biri
merkezde, diğerleri Yeditepe, Karaköse
ve Kışlak’ta olmak üzere 4 adet
belediye ve 33 adet köy bulunmaktadır.
İlçe bir tarım bölgesi olması
dolayısıyla, halkın gelirinin büyük bir
kısmı tarıma dayanmaktadır. Kayda değer
bir sanayi olmayıp, küçük sanayi ve el
sanatları ile ilgili küçük çapta aile
işyerleri bulunmaktadır.
İlçenin özellikle pipo içiminde
kullanılan tütünü meşhur olup son
yıllarda azaltılan ekim sahaları ile
tütün üretimi azalmıştır. Onun yerine
zeytincilik, bodur elma yetiştiriciliği
ve ıtri bitkiler üretimi yoğunlaşmıştır. |
|
 |
 |
|
|
 |
|